Bir mekana girdiğimizde bizi etkileyen şey gerçekten kaç farklı malzeme kullanıldığı mıdır? Mermer, ahşap, metal, cam, seramik, özel boya, farklı dokular… Hepsini aynı projede kullanmak mekanı daha nitelikli hale getirir mi? Meslek hayatında, özellikle uygulamanın içinde oldukça, bunun çoğu zaman tam tersinin doğru olduğunu düşünüyorum. İyi bir mekan yaratmak için çok fazla malzemeye değil, az sayıda malzemeyi doğru yerde, doğru detayla ve doğru oranlarda kullanmaya ihtiyacımız var. Çünkü mimaride malzeme sayısı arttıkça yalnızca tasarım kararları artmıyor. Birleşim detayları, uygulama riskleri, farklı imalat ekipleri, numune ve onay süreçleri, satın alma kalemleri, bakım senaryoları ve hata ihtimali de artıyor. Bu yüzden benim için “az malzeme, çok etki” yalnızca minimalist bir tasarım yaklaşımı değil aynı zamanda tasarımdan satın almaya, şantiyeden işletmeye kadar uzanan oldukça teknik bir kararı ifade ediyor.

Malzeme Paleti Değil, Malzeme Hiyerarşisi
Bir projeye başlarken çoğu zaman bir malzeme panosu hazırlarız. Taş numuneleri, ahşap tonları, metal yüzeyler, kumaşlar, boyalar yan yana gelit Fakat asıl soru şu olmalıdır ; bu malzemelerin hepsine gerçekten ihtiyacımız var mı? İyi projelerde dikkatimi çeken şey genellikle malzeme çeşitliliği değil, malzemeler arasında kurulmuş güçlü hiyerarşidir. Örneğin bir otel lobisinde zeminde doğal taş, duvarlarda sıcak tonlu sıva ve belirli noktalarda ahşap kullanmak yeterli olabilir. Etkiyi artırmak için dördüncü, beşinci malzemeyi eklemek yerine taşın devamlılığı, ahşabın oranı, ışığın yüzeye düşme biçimi veya birleşim detayları üzerinde çalışmak çoğu zaman daha güçlü sonuç verir. Peter Zumthor’un İsviçre’deki Therme Vals yapısında bunun çok güçlü bir karşılığını görüyoruz. Mekanın karakteri onlarca farklı malzemeden değil, taşın tekrarından, katmanlanmasından, suyla ve ışıkla kurduğu ilişkiden oluşuyor. Aynı malzeme bazen duvar, bazen zemin, bazen kütle olarak karşımıza çıkıyor ve tekrar ettikçe monotonlaşmak yerine mimari dili güçlendiriyor. Buradaki mesele aslında “az kullanmak” değil; kullandığımız malzemeden daha fazla mimari değer üretebilmektir.
Birleşim Sayısı Arttıkça Risk De Artıyor
Şantiyede malzemeye biraz daha farklı bakmaya başlıyoruz. Tasarım ekranında yan yana çok güzel görünen iki malzeme, uygulamada mutlaka bir detay üretmek zorunda. Taş ahşapla nasıl birleşecek? Seramik boyaya nerede dönecek? Metal profil görünecek mi? Projeye eklediğimiz her yeni malzeme aslında beraberinde yeni bir ara yüz yani birleşim problemi getiriyor. Örneğin bir koridor düşünelim. Zeminde üç farklı kaplama kullanıldığında tasarım açısından hareketli bir yüzey elde edebiliriz. Fakat sahada üç farklı kot toleransı, üç farklı yapıştırıcı veya altlık sistemi, farklı derz kararları ve birden fazla bitiş detayı üretmiş oluruz. Üstelik mesele yalnızca uygulama değildir. Malzemeler farklı tedarikçilerden geleceği için termin süreleri değişir. Bir malzemenin gecikmesi, kendisinden sonra yapılacak başka bir imalatı da bekletebilir. Özellikle havalimanı, metro, hastane veya büyük ölçekli ticari yapılarda tekrar eden binlerce metrekare düşünüldüğünde küçük bir detay problemi yüzlerce kez tekrarlanabilir. Bir odada birkaç dakikada çözülebilecek bir birleşim, yüzlerce mahalde ciddi bir süre ve maliyet problemine dönüşebilir. Bu nedenle malzeme sadeleşmesi aynı zamanda detay sadeleşmesidir. Bu işi kolaylaştırmak değil; mimari dilin yalınlığıyla kendi içerisinde katmanlanarak uygulamaya başka bir boyut kazandırmasıdır.

Aynı Malzemeyle Farklı Etkiler Üretmek
Az malzemeyle çalışmanın en keyifli taraflarından biri, tasarımcıyı malzeme eklemek yerine elindeki malzemenin olanaklarını araştırmaya zorlamasıdır. Bir taşı yalnızca düz plakalar halinde kullanmak zorunda değiliz. Aynı taş honlu, kumlanmış veya farklı ebatlarda işlendiğinde farklı yüzey etkileri oluşturabilir. Ahşapta yön değiştirerek, fuga oluşturarak veya farklı modüller kullanarak aynı malzemeyle farklı ölçekler yaratabiliriz. Beton bunun en güçlü örneklerinden biridir. Tadao Ando’nun yapılarında beton yalnızca taşıyıcı sistem değildir; aynı zamanda bitmiş yüzey, fon, ışığı taşıyan düzlem ve mekanın karakteridir. Etkiyi malzeme çeşitliliği değil; oran, boşluk, ışık ve detay üretir. Bu yaklaşımı şantiyede de kullanmak mümkündür. Bir istasyonda sürekli yeni bir kaplama tarif etmek yerine aynı metal panel sistemini farklı perforasyon oranlarıyla kullanabiliriz. Bir otelde aynı doğal taşı lobiden ıslak hacimlere kadar farklı yüzey işlemleriyle devam ettirebiliriz. Cephede tek bir modülün derinliğini veya ritmini değiştirerek yeni bir malzeme eklemeden gölge ve hareket oluşturabiliriz. Böylece mimari zenginlik, malzeme sayısından değil malzemenin kullanım biçiminden gelir.
Sadelik Bazen En Fazla Detay İsteyen Şeydir
Minimal görünen bir mekanın kolay yapıldığı düşünülür. Oysa sahada çoğu zaman tam tersidir. Çünkü malzeme sayısı azaldığında göz detaylara daha fazla odaklanır. Bir duvarın bitişi, derzin devamlılığı, gölge boşluğu, kapının duvarla ilişkisi veya iki yüzey arasındaki birkaç milimetrelik fark çok daha görünür hale gelir. Dekorasyonun yoğun olduğu bir mahalde kaybolabilecek küçük bir hata, sade bir yüzeyde hemen fark edilir. Bu nedenle “az malzeme” yaklaşımı daha az proje çizmek veya daha kolay imalat yapmak anlamına gelmez. Tam tersine, bazen daha fazla detay çözmek gerekir. Malzemenin köşede nasıl döneceğini, kapıya nasıl ulaşacağını, tavanda nerede biteceğini, tesisat elemanlarıyla nasıl ilişki kuracağını daha tasarım aşamasında düşünmek gerekir. Numune ve mock-up süreçleri de burada önem kazanır. Çünkü ekranda doğru görünen iki yüzey arasındaki ton, doku veya derz ilişkisi gerçek ışık altında tamamen farklı davranabilir. Sonuçta mimaride sadelik, eksiltmekten ibaret değildir. Neyi bırakacağımızı bilmek kadar, neyi tutacağımıza karar vermektir. İyi bir projede bazen üç doğru malzeme, on farklı malzemeden daha fazla şey anlatabilir. Çünkü mekanın kimliğini oluşturan şey malzemelerin sayısı değil; onların birbirleriyle, ışıkla, detayla ve insan ölçeğiyle kurduğu ilişkidir. Ben bugün bir malzeme paletine baktığımda kendime önce “Başka ne ekleyebiliriz?” diye sormuyorum.
Tam tersini soruyorum:
“Buradaki etkiyi nasıl derinleştirebiliriz ve sadeleştirerek nasıl daha güçlü hale getirebiliriz?”
Çünkü mimarlıkta gerçek zenginlik bazen daha fazlasını eklediğimizde değil, daha az şeyle daha fazla etki yaratabildiğimizde ortaya çıkar.