Gondollar suyu yararken, saray cepheleri dalgalara yansır. Taş, mermer ve tuğla… Şehir sana bunlardan ibaretmiş gibi görünür. Oysa Venedik’in asıl bedeni gözden uzakta, karanlık ve sessiz bir yerde durur.
Burada, güneş ışığının hiç ulaşmadığı çamurun içinde, bin yılı aşkın süredir ayakta duran bir orman vardır. Dalları yoktur, yaprakları yoktur. Gökyüzüne değil, toprağın derinliklerine doğru uzanır. Venedik işte bu ters ormanın üstünde yaşar.

İnsanlar 5. ve 6. yüzyıllarda barbar akınlarından kaçıp bu bataklık adacıklara sığındığında, ellerinde sağlam kaya yoktu. Yalnızca çamur, su ve umutsuzluk vardı. Ama bildikleri bir şey vardı: ağaç. Karada evleri taşıyan ağaçlar, belki suda da taşıyabilirdi.
Ve böylece kazıklar çakılmaya başlandı.

Meşe, Karaçam, Kızılçam…
Alpler’den, bugünkü Slovenya ve Hırvatistan ormanlarından kesilen ağaç gövdeleri teknelerle taşındı. Özellikle kızılağaç, suyla dosttu; çünkü köprü ayaklarında, nehir kıyılarında bile çürümeye direndiği biliniyordu. Gövdeler dallarından arındırıldı, sivriltildi ve çamurun içine, ta ki daha sert tabakalara ulaşana kadar çakıldı. Yan yana, omuz omuza… Bir kazık, bir diğeriyle birlikte anlam kazanıyordu.
Bu kazıkların üstüne taş plakalar yerleştirildi. Taşın üstüne tuğla, tuğlanın üstüne saraylar yükseldi. İnsanlar yukarıda yaşarken, aşağıda ağaçlar sessizce yük taşımaya başladı.

Taşlanan Orman
Normalde ahşap, suyla temas ettiğinde çürür. Venedik’te ise tam tersi oldu. Çünkü bu kazıklar suyun içinde değil, oksijensiz çamurun içinde kaldı. Çürümeye neden olan mantarlar ve bakteriler nefes alamadı. Zaman, burada bir düşman değil, bir ustaydı. Lagün suyundaki mineraller ahşabın liflerine sızdı; hücre boşluklarını doldurdu. Ağaç, yavaş yavaş organik kimliğini kaybetti ve neredeyse taş gibi sertleşti. Bugün bazı kazıklar çıkarıldığında, testere dişlerini kıracak kadar dayanıklı oldukları görülür.

Ormana Yaslanmak
Rialto Köprüsü’nün altında on binlerce kazık vardır. San Marco Bazilikası’nın altında ise adeta bir orman sıkışmıştır. Venedik bu yüzden çökmemiştir; çünkü tek bir sütuna değil, milyonlarca köke dayanır.
Bu şehir, doğaya karşı inşa edilmedi. Doğanın ritmini dinleyerek kuruldu. Su çürütmedi, korudu. Ağaç yanmadı, taşlaştı. Ve insan, bataklığın ortasında kalıcı olmayı başardı.
Bugün Venedik’te yürürken her adımın altında görünmeyen bir ağaç gövdesi vardır. Ve şehir, hâlâ o ormana yaslanır.
https://veneziaautentica.com/how-was-venice-built/?utm_source
https://www.tours-italy.com/discover-your-italy/venice-travel-guide/building-venice?utm_source