İNCELEME | THE BRUTALIST: YARALI ‘MİMAR’IN ANATOMİSİ

Savaş sonrası şehirlerin gri silüeti… Binalar, insanlığın en sert anılarını gövdelerinde taşır. Betonun her katmanında, başka bir ülkeye sığmaya çalışan hayatların izi kazılıdır. İnşa edilen her sütun, yıkılmış bir geçmişin üzerine yükselir ve dünyayı yeniden kurma iddiasında bulunur. İşte The Brutalist, tam da bu iddianın harcında saklanan acıları görünür kılar.

Brady Corbet’nin The Brutalist filmi, savaştan sağ çıkmış bir bedenin ve bir mimari akımın aynı zeminde nasıl yeniden inşa edilebileceğine dair cesur bir hikâye anlatır.

Filmde başrolde, Adrien Brody’nin canlandırdığı hayali mimar Laszlo Toth yer alır. Toth, Holokost’u atlatmış bir Macar mimar olarak Amerika’ya göç eder; mimarlık eğitimi, modernist mirası ve savaş sonrası toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimle yüzleşir.

Bu bağlamda mimarlık, yalnızca bir meslek ya da görsellik değil; kimlik, travma, aidiyet ve yeniden inşa temasının bir aracı hâline gelir.

Brütalizm

Filmin adı, doğrudan mimari akım olan brütalizme atıfta bulunur. Brütalizmin karakteristik özellikleri filmde hem görsel olarak hem de hikâye üzerinden metaforik biçimde yer alır. Filmde karakterimiz de tıpkı brütalist mimarinin, savaş sonrası dönemin “yeni başlangıç” ihtiyacına karşılık gelmesi gibi bir hikâyeye kahramanlık eder. Mimarın içsel kırılganlığı ve travması, dışarıya verilen sert, soğuk beton form ile örtüşür.

Filmde Toth’un proje aşamaları, mimar–işveren–toplum üçgeninde çatışma yaratır. Sadece estetik ve yapı malzemesi değil; göç, kimlik kaybı ve etnik önyargılar gibi toplumsal dinamikler de mimarlığın “yapılı çevre” boyutuna dâhil edilir. Yapının ruh hâli ile mimarın ruh hâli arasındaki örtüşme belirgindir; burada yapı hem kurtuluş hem de tuzak hâline gelir. Mimarlığın toplumsal sorumluluk, kimlik ve travma gibi daha derin katmanlara sahip olduğuna dair güçlü bir çağrı yapılır.

Yeniden İnşa

Film tümüyle bir mimarlık ve yeniden inşa hikâyesi olmasa da mimarinin araçsallaşmasına dair sert tartışmalar içerir. Örneğin mimarın ideallerinin, güçlü işverenler, sermaye ve toplumsal beklentiler tarafından nasıl zorlandığı görülür. Eleştirmenlere göre film, mimarlığı ana tema olarak değil, orta düzeyde bir motif olarak kullanmaktadır.

The Brutalist, mimarlığı yalnızca bir yapı formu olarak değil; bir duygu, bellek, kimlik ve toplum kesiti olarak ele alan bir filmdir. Brütalist mimarinin sert estetiğini, savaş sonrası göç, aidiyet mücadelesi ve mesleki idealizmle iç içe geçirir. Her ne kadar mimarlık filmde tümüyle ana tema olmasa da yapı, mekân ve mimar karakteri üzerinden yürüyen anlatı, mimarlığın geniş kavramsal alanına dair derin düşünceler üretir.

Görkemli ve Kırılgan

Toth’un hikâyesi, savaş bedenini terk etmiş olsa da ruhunda saklı kalan yankılarla ilerler. Holokost’un aşındırdığı kimliğini, göçün belirsizliğini ve bedelini beton bloklarla yeniden tanımlamaya çalışır.

The Brutalist, mimarlığı karakterin dünyasında estetik bir tartışmanın ötesine taşır. Her projenin ardında şu gerilim vardır: sermayenin vaadi ve baskısı, toplumsal kabul için kendini yeniden inşa etme zorunluluğu ve “yeni dünya”nın eski yaraları görmezden gelişinin soğukluğu. Ancak film, her yeniden inşa serüveninde olduğu gibi şunu da hatırlatır: Yeni yapılar, eski hayaletleri bağışlamaz.

Devasa kütleler insan bedenini küçültürken, beton bir yandan korunaklı, bir yandan sert bir hapishaneye dönüşür. Belki de filmin en çarpıcı yanı, şu soruyu fısıldamasıdır: Amerika’nın kalkınma parıltısı, göçmenlerin üzerine serpilen bir yanılsama gibi mi durmaktadır? Toth bu parıltının altına kazdıkça, gölgede kalmış ne kadar çok hikâyenin beklediğini görürüz.

https://bantmag.com/the-brutalist

https://kayiprihtim.com/inceleme/the-brutalist-incelemesi/


 https://www.ifsakblog.org/sinema-ve-mimarlik-the-brutalist-bauhaus-ve-brutalizm


 https://altyazi.net/yazilar/elestiriler/the-brutalist/

Daha fazlası