Çok uzun zaman önce bir insan eğildi ve yerdeki taşı eline aldı. O an kimse fark etmedi belki ama insanlık tarihi sessizce yön değiştirdi. O taş artık yalnızca bir taş değildi. Bir uzantıya, bir fikre, bir imkâna dönüştü.İnsan, dünyayla arasına ilk kez bilinçli bir araç koydu. Taş, ahşap, demir… Bunlar doğanın ham maddeleri olmaktan çıkıp insanın dünyayla kurduğu ilk cümlelere dönüştü. Belki de insan olmanın özü buydu: Sadece düşünmek değil, düşündüğünü dünyaya dokundurabilmek. El düşünceyi takip etti. Düşünce biçime dönüştü. Ve bugün bir tornavidayı avucumuza aldığımızda bile o ilk temasın hafızası hâlâ bizimle.

Kusurlu Atölye
Yunan mitolojisinde Olimpos’un kusursuz düzenine uymayan bir tanrı vardır: Hephaistos. Güzelliğiyle değil, becerisiyle var olur. Topaldır. Dışlanmıştır. Ama tanrıların silahlarını, insanların aletlerini o yapar. Çekici örse her indiğinde metal biçim kazanır. Her darbe, kusurun içinden doğan yaratıcı bir çözüme dönüşür. Hephaistos’un hikâyesi insana tuhaf bir biçimde tanıdık gelir. Çünkü biz de kusurluyuz. Ve belki de tam bu yüzden üretiriz. Eksik olduğumuz için icat ederiz. Zayıf olduğumuz için alet yaparız. Sınırlı olduğumuz için dünyayı dönüştürmeye çalışırız.

Demirin Hatırladıkları
Antropologlar uzun zamandır şunu söyler: İnsan toplulukları demire yalnızca işlev değil, anlam da yükler. Demirci sıradan biri değildir. Ateşi kontrol eden kişidir. Görünmeyeni biçime sokandır. Doğumda bir bıçak vardır. Evlilikte bir yüzük. Ölümde bir çivi, bir kürek… Demir, insan hayatının bütün eşiklerinde sessizce oradadır. Tanık olarak. Taşıyıcı olarak. Hafıza olarak.

Bir Gemi İnşa Etmek
Nuh’u düşünün. Yağmur başlamadan önce, kimsenin inanmadığı bir fikre inanan bir adamı. Bir gemi inşa eder. Ama yaptığı şey yalnızca bir taşıt değildir. Bir ihtimaldir. Bir kurtuluş düzenidir. O gemi, bir aletin taşıyabileceği en ağır yükü taşır: İnsanlığın geleceğini. Burada alet yalnızca işe yaramaz. Ahlaki bir nesneye dönüşür. Bir duruşa, bir karara, bir sorumluluğa.

Makinenin Estetik Dili
20. yüzyıla gelindiğinde artık yalnızca alet yoktur; makine vardır. Makine şehirleri şekillendirir. Makine zamanı yeniden kurar. Makine insanın ritmini dönüştürür. Ve insan, ürettiği şeyle ilk kez bu kadar güçlü bir ilişki kurar: Artık yalnızca kullanan değil, onun tarafından şekillendirilen bir varlıktır da.
Güzelliğin Çalıştığı An
Belki de modern dünyanın en çarpıcı fikri şudur: Bir şey çalışıyorsa güzeldir. Bir köprü yük taşıyabiliyorsa, bir makine kusursuz işliyorsa, bir sistem sessizce akıyorsa… Orada anlam vardır. Orada insan aklının dünyayla kurduğu en rafine ilişki vardır. Çünkü bazen güzellik, süslenmiş biçimde değil; kusursuz işleyen bir detayda ortaya çıkar.

Ve belki de bu yüzden hâlâ, alet işler…
…ama el öğünür.